Fon soruşturması ve Halk TV kararı tartışma yarattı
Özet haber: Fon soruşturmasına ilişkin suçlamalar, masumiyet karinesi ve kamu kurumlarının sorumluluğu tartışılırken Halk TV’ye kayyum atanması da ifade özgürlüğü ekseninde eleştirildi.

Kaynakta yer alan değerlendirmelerde, 800 milyar lirayı aşan fon soruşturması kapsamında 131 fona el konulduğu ve tasfiye sürecinin başlatıldığı belirtiliyor. Bazı açıklamalarda, olayın denetimsizlik, göz yumma ve kayırmacılıkla bağlantılı olduğu savunulurken siyasi koruma iddiaları da gündeme getiriliyor. Devletin ilgili kurumlarının, çalanı ve talan edeni kamuoyuna açıklaması; listenin tamamının paylaşılması ve sorumluların siyasi görüş ya da makam ayrımı yapılmadan hesap vermesi çağrısı yapılıyor.
Açıklamalarda farklı kesimlerden kişilerin ve bürokratların dosyada yer aldığı iddiaları aktarılırken, AK Parti’nin kurumsal kimliğini hedef alan asılsız ithamlara karşı hukuki haklarını kullanacağı ifade ediliyor. Bununla birlikte masumiyet karinesine ve savunma hakkına vurgu yapılarak, kişilerin onurunu ve itibarını zedeleyecek biçimde uluorta suçlanmaması gerektiği belirtiliyor. Fon dolandırıcılığı dosyasında gazeteciler Şaban Sevinç ile Mustafa Balcı’nın tutuklandığı, İsmail Saymaz ve Murat Ağırel hakkında ise ev hapsi uygulandığı aktarılıyor.
Cafer Mahiroğlu hakkındaki soruşturma kapsamında Halk TV’ye kayyum atandığı bildiriliyor. Mahiroğlu’nun ortak veya yönetici sıfatıyla bağlantılı olduğu şirketlerin toplam işlem hacminin 30 milyar 352 milyon 37 bin 389 TL olarak belirlendiği kaydediliyor. Bu karar, yeni ve demokratik anayasa söylemleriyle haber alma özgürlüğünün kısıtlandığı iddiasını birlikte gündeme taşıdı.
Kaynakta ayrıca T24’e, son bir yılda yayımlanan 118 yazının Türk aile düzeninin bozulmasına yönelik olduğu iddiasıyla erişim engeli getirildiği; Tele 1’in ise Merdan Yanardağ hakkındaki yargılama süreci tamamlanmadan TMSF tarafından satışa çıkarıldığı belirtiliyor. Dini söylemler, kardeşlik bağları ve kişisel itibarın şeffaflık, denetim ve hesap verebilirliğin yerine geçemeyeceği savunulurken, bu uygulamaların toplumsal ve hukuki sonuçlarının süreceği ifade ediliyor.
Kaynak: Karar


