Gül'den İran analizi: Fırsat penceresi kapanıyor
Özet haber: Abdullah Gül, uluslararası düşünce ve analiz platformu Project Syndicate için kaleme aldığı makalede, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik askeri müdahalelerinin uluslararası meşruiyetten yoksun olduğunu ve tüm bölgeyi istikrarsızlaştırdığını belirtti. İran yönetimine de açık uyarılarda bulunan Gül, "Kısa vadeli avantajları uzun vadeli kazanımlarla karıştırmayın; maksimalist politikalardan kaçınarak Körfez’le normalleşmeye ve yaptırımları kaldırmaya odaklanın" çağrısı yaptı.

11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, uluslararası fikir ve analiz platformu Project Syndicate’te yayımlanan "Iran’s Moment of Opportunity" (İran’ın Fırsat Anı) başlıklı makalesinde, Orta Doğu’da tırmanan çatışma ortamını, ABD'nin bölgedeki stratejik aşınmasını ve Tahran yönetiminin önündeki kritik diplomatik eşikleri kapsamlı bir şekilde değerlendirdi.
ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta İran’a yönelik başlattığı hava saldırılarını ve İran dini lideri Ayetullah Ali Hamaney’e yönelik suikastı hatırlatan Gül; operasyonların aralarında bir ilkokulun vurulması sonucu hayatını kaybeden 150 sivilin de bulunduğu ağır kayıplara yol açtığını ve uluslararası hukuk nezdinde hiçbir meşruiyeti bulunmadığını vurguladı.
İran’ın ise İsrail’i, bölgedeki Amerikan üslerini hedef alarak ve Hürmüz Boğazı geçişlerini kısıtlayarak misilleme yaptığını kaydeden Gül, bu tek taraflı saldırganlığın tüm Orta Doğu’yu ateşe attığını ifade etti.
The New York Times’ın 7 Nisan tarihli haberinde İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ABD Başkanı Donald Trump’ı İran’a saldırmaya nasıl ikna ettiğinin ayrıntılarıyla yer aldığını belirten Abdullah Gül, bu tablonun iki temel zaafı açığa çıkardığına dikkat çekti:
"İlk olarak bu durum, nükleer silaha sahip bir süper gücün ne kadar kolay bir şekilde savaşa sürüklenebildiğini gösteriyor. Savaş ve barış söz konusu olduğunda karar alma mekanizmalarının son derece sağlam olması gerekirdi. İkinci olarak, Amerikan yönetiminin Venezuela’daki askeri başarısının yarattığı aşırı özgüven, İran müdahalesine zemin hazırladı. Trump yönetimi askeri güçle durdurulamaz olduğunu düşündü; fakat İran’da tablonun çok daha çetrefilli ve zor olduğu görüldü. İki ülke arasındaki tek benzerliğin petrol rezervleri olduğu anlaşıldığında ise iş işten geçmişti. ABD’nin İran’la bir çatışmada sıkışıp kalmış görüntüsü, küresel imajına ağır zarar verdi."
Gelişmelerin Körfez ülkeleri açısından da bir dönüm noktası olduğunu vurgulayan 11. Cumhurbaşkanı Gül, 2019 yılında Suudi petrol tesisleri vurulduğunda ABD’nin güvenlik garantörü rolünü yerine getiremediğini hatırlattı. Son saldırılarda Amerikan üslerine ev sahipliği yapan Arap ülkelerinin doğrudan İran’ın misilleme hedefine dönüştüğünü belirten Gül, şu değerlendirmede bulundu:
"Körfez ülkelerinde konuşlu ABD varlıkları, bir güvenlik kalkanı olmak yerine açık birer hedefe ve zafiyete dönüştü. ABD artık bölgede güvenilir bir güvenlik ortağı olarak görülmüyor. Körfez ülkeleri yalnızca savunma alanında değil, ticaret dahil her sahada ortaklıklarını çeşitlendirme yoluna gidecektir. Bu durum ABD’nin bölgedeki hakimiyetini daha da zayıflatacak ve özellikle 2023’teki Suudi-İran yakınlaşmasına aracılık eden Çin, bu sürecin en büyük kazananı olacaktır."
İran’ın uğradığı tüm ağır kayıplara rağmen Batı’nın beklediği iç çöküşü ya da rejim değişikliğini yaşamadığını, halkın dış tehdit karşısında birleşerek direndiğini belirten Abdullah Gül, buna karşın Tahran yönetimine kritik bir uyarıda bulundu:
"İran çok dikkatli adım atmalı; kısa vadeli avantajları uzun vadeli kazanımlarla karıştırmamalıdır. Güçlü hasımlara karşı direnmiş olmanın getirdiği gurur, Tahran liderliğini maksimalist talepler peşinde koşmaya itebilir. Fakat bu ters tepecektir. İran liderliği bu anı yakalamalı ve elde ettiği pozisyonu yapıcı bir sonuca dönüştürmelidir."
Herhangi bir hükümetin temel sorumluluğunun halkın refahını ve güvenliğini sağlamak olduğunu vurgulayan Gül, çatışmanın sürdürülmesinin hem devlete hem topluma ağır maliyetler yükleyeceğini kaydetti:
"İran açısından en yüksek öncelik, yaptırımların kaldırılmasını sağlamak ve İran halkının yaşam standartlarını iyileştirmek olmalıdır. Kaldı ki, Tahran’ın Hürmüz Boğazı üzerinde elde ettiği stratejik baskı kozu kalıcı değildir; bölgede alternatif ticaret ve boru hattı rotaları süratle geliştirilmektedir."
Gül, İran’ın Körfez ülkeleri ve özellikle Suudi Arabistan ile ilişkilerini yeniden tanımlaması gerektiğinin altını çizdi. İsrail’in Suudi Arabistan’ı İran karşıtı cepheye çekme çabalarına rağmen Riyad yönetiminin sağduyu göstererek bu oyuna gelmediğini hatırlatan Gül, İran’ın bölgesel vekil güçler (proxy) politikasını da açık yüreklilikle masaya yatırması gerektiğini belirtti:
"İran, bölgedeki vekil güçlerine bel bağlama stratejisinin kendisine hiçbir fayda sağlamadığını, aksine Arap devletlerini hasımlarının kucağına ittiğini görmelidir. Körfez ülkelerinin Washington’a olan bağımlılıklarını sorguladığı böylesi kritik bir dönemde, bu ülkelere karşı düşmanca tavırları sürdürmek Tahran’ın stratejik kazanımlarını baltalar ve Arapları yeniden eski ittifaklara mecbur bırakır. Bölgesel dengenin tesisi için Tahran ve Riyad’ın ilişkilerini tamamen normalleştirmesi şarttır."
İran’ın Filistin meselesine yaklaşımını da sorgulayan Gül, "İran dürüstçe şu soruyu sormalıdır: Bugüne kadarki yaklaşımı Filistin davasına gerçekten fayda sağladı mı? Aksine, Tahran’ın söylemleri İsrail’e ABD’den sınırsız askeri destek alarak istediği her adımı atması için bir bahane sundu" ifadelerini kullandı.
İran’ın teslim olmadan da yaptırımların kaldırılmasını, ablukanın sona ermesini ve uluslararası topluma yeniden entegre olmayı başarabileceğini savunan Abdullah Gül, zamanın Tahran aleyhine işlediğini kaydetti:
"Bu fırsat penceresi hızla kapanıyor. ABD’de Kasım ayında yapılacak Kongre ara seçimlerinin ardından Trump yönetimi bir anlaşmaya varma konusunda aynı aciliyeti hissetmeyebilir. Hatta Cumhuriyetçilerin sandıkta uğrayabileceği olası bir yenilginin ardından intikamcı reflekslerle daha sert politikalara yönelebilirler. Dolayısıyla İran, müzakere gücü zayıflamadan önce elini çabuk tutmalıdır."
Gül, makalesini uluslararası topluma yaptığı çağrıyla noktaladı: "İran nasıl acele etmeliyse, karşı taraf da Tahran’ın güvenlik kaygılarını ve onlarca yıldır süren düşmanca tutumun yarattığı tehdit algısını hesaba katmalıdır. Asıl mesele, rejimin güvenlik endişeleri ile İran halkının barış ve refah içinde güvenle yaşama hakkını ortak bir zeminde uzlaştırabilmektir."
Kaynak: Karar



